Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

It is currently 21 Sep 2017 02:45

Board index » Efsaneleşmiş Diziler » Carnivàle » Carnivàle Bölüm Yorumları


   [ 9 posts ] 
Author Message

Yönetici
User avatar

Joined: 25 Jan 2006 04:18
Posts: 5731
Location: Neverland

Post Posted: 01 Feb 2006 02:54 
Top  
Image


Bu başlığımız da eksik kalmasın spikey gibi ihtiyaç sahipleri için.:=)

''“Carnivale”, ekonomik bunalımın bütün dünyayı huzursuz ettiği 1930’lu yıllarda bu olağandışı topluluğun ve ucubelerinin dengeler üzerindeki oyununu konu ediyor. Seyir halinde olan karnavalın son üyesi Ben Hawkins, California’da yaşayan Rahip Justin Crowe’la aynı gizemli ve şifreli rüyaları paylaşıyor. Sihrin bu son çağında, kaderleri birleşen bu iki insan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak iyilik ve kötülük arasındaki büyük çarpışmaya doğru sürüklenirler.''



Ben diğer site'den t8e'nin bizler daha Carnivale'la tanışmamış zamanlarımızda,kendisinin bize tanıttığı yazısını aynen kopyalıyorum.:=)


trustno13 wrote:
Carnivale, bu sezon cnbc-e'de görüp görebileceğiniz en farklı, en orijinal, en güzel kısacası en muhteşem dizi olacak! (o kadar iddialıyım eheh)

Öncelikle bu bir bilim-kurgu dizisi değil. Carnivale, gezici bir karnaval'a katılarak polislerden kaçan ve tuhaf güçleri olan bir hapis kaçkını ile, California Mintern kasabasında rahiplik yapan ve yine tuhaf güçleri olan bir adamın ayrı hikayelerini konu alır kısaca. Bu iki karakterin maceraları daha ilk bölümden de anlaşılacağı üzere bir noktada kesişecektir. Hikaye 1934 yılında, Amerika'nın tam Büyük Buhran ve Büyük Kuraklık yüzünden beli bükülmüş zamanlarında geçiyor. Trinity'de ilk atom bombası denemesinin yapıldığı günü "İnsanlığın mucize ve büyüyü, mantık uğruna takas ettiği" gün olarak gösteren Carnivale, ne yazık ki hikayesini o güne kadar sürdürmeyi başaramadı.

Eğer edebiyat'la az çok haşır neşirseniz, Gabriel Garcia Marquez'in başını çektiği "büyülü gerçekçilik" ekolüne yabancı değilsinizdir. Özellikle "Yüzyıllık Yalnızlık" isimli romanda kendini iyice gösteren bu akım, gerçek hayatta, gündelik olaylar esnasında yaşanan tuhaf, doğaüstü, olması mümkün olmayan şeyleri, karakterlerin normalmiş gibi kabul etmesi ve bunu sorgulamaması, yine günlük hayatın bir parçası olarak algılaması üzerine kuruludur. İşte Carnivale bu akımı beyaz cam'a yansıtan ilk dizi belki de.

Dizinin yaratıcısı Dan Knauf'un bütün hikayeyi 90'lı yıllarda yazıp bitirdiği Carnivale, HBO'da 6 sezonluk bir dizi olarak 2003 yılında başladı. Ancak kanalın hiç reklam yapmaması, diziyi hiç tanıtmaması yüzünden, zaten yüksek olan maliyetler (bölüm başına 4.5 milyon dolar) Carnivale'ın ne yazık ki sonunu hazırladı. Geçtiğimiz Mayıs ayında dizinin iptal edildiği açıklanınca hayranlar isyan bayrağını çekti ve şu anda 5000den fazla üyeye ev sahipliği yapan Carnivale Yahoo Group, diziden oyuncular ve Dan Knauf'un ta kendisiyle birlikte bu eşsiz yapımın bir şekilde devam etmesi için savaş vermekteler. Hatta Nisan 2006 tarihinde neredeyse tüm kadronun katılacağı bir Convention düzenleyecekler.

İki sezonu da izlediğim için şunu da söyleyebilirim ki; Eğer karnavalları, karanlık hikayeleri, ucubeleri ve büyüyü seviyorsanız Carnivale'ı kaçırmayın. Yavaş ilerleyen, sabır isteyen ve de ağır bir konusu olan bir dizi bu. Televizyonu eğlenmek, vakit geçirmek, kafayı boşaltmak için izleyenlerin değil de, kafa patlatmak, fikir üretmek ve etkilenmek için izleyenlerin bir numaralı tercihi olacaktır şüphesiz.




Carnivale hayatımda izlediğim en güzel 3 dizinin arasında çok iyi bir yere sahip,yani bu kadar seveceğimi açıkçası hiç tahmin etmemiştim.Daha detaylı bilgiler için ''Kısaca konusu ve Bilgiler'' başlığındaki Cnbc-e dergi'den aktardığım yazılara bakabilirsiniz.Ne güzeldir şu laf;''Carnivale ekrana çok yakışıyor doğrusu....

Allah belanı versin HBO diyicem yani,o derece.Töbe töbeee:=))))

_________________
A storm is coming, Frank says; A storm that will swallow the children and I will deliver them from the kingdom of pain. I will deliver the children back the their doorsteps. And send the monsters back to the underground. I'll send them back to a place where no-one else can see them. Except for me. Because I am Donnie Darko...

Image
I feel something important is happening around me. And it scares me.


Last edited by nazo82 on 22 May 2007 06:50, edited 1 time in total.
   

Darko
Darko
User avatar

Joined: 30 Jan 2006 05:34
Posts: 3398
Location: Kayıp balık Nemo'nun sayfiye evinde

Post Posted: 01 Feb 2006 02:55 
Top  
nazo82 wrote:

Allah belanı versin HBO diyicem yani,o derece.Töbe töbeee:=))))

Pire için yorgan yakmayalım nazo. Gerçi bu pire biraz "irice" nezdimizde ya neyse :lol:

HBO nun gayet süper başka yapımlarıda var. Evet kıyaslama yaparsan Carnivale bizim için çok daha başka anlamlarda ya neyse....

Şimdilik HBO yu sadece tükürüğümüzle boğmakla filan tehdit etsek? 8)

   

Junior Admin
User avatar

Joined: 30 Jan 2006 04:53
Posts: 4118

Post Posted: 06 Mar 2006 02:56 
Top  
Artık diziyi bitirdiğime göre genel bir yorum yapabilirim sanırım.

Her şeyiyle tek kelimeyle mükemmel ve kusursuz olan başka bir dizi bilmiyorum ben. Şu 24 bölümle insanı bambaşka bir aleme alan, iyi ve kötü arasındaki geleneksel savaşı hiç de geleneksel olmayan bir şekilde ele alan, en ufak bir detaya bile milyonlarca farklı anlam ve derinlik kazandıran, sembolizmin had safhada olduğu, üzerinde kafa yormak gereken güzelliği detaylarında gizli bir dizi. Her ne kadar tadı damağımda kalsa da hala düşünmemi sağlıyor üstünde. Kaldı ki bu da televizyonun günümüzdeki genel amacına çok zıt düşen bir unsur olsa gerek. Hatta televizyonu geçtim, diziler için konuşursak böyle bir dizi kolay kolay gelmez bana kalırsa.

Her şeyin başındaki o mükemmel insan Dan Knauf ve kadrodaki diğer herkesin birbirine ve o karaval ortamına uyumları zaten inanılmaz. Her birinin bir diğeriyle etkileşimi olağanüstü. Buna bir de doğaüstü oyunculuğu ekleyince konunun da güzelliğiyle mest olmamak elde değil. Neyse tıkandım, bitireyim burda (:

_________________
Who is John Galt?

   

Darko
Darko
User avatar

Joined: 30 Jan 2006 05:34
Posts: 3398
Location: Kayıp balık Nemo'nun sayfiye evinde

Post Posted: 07 Apr 2006 11:51 
Top  
Utanmadan bilgi hırsızlığı yapmaya devam ediyor ve ekşi sözlükte okuduğum uzuunca ama bir o kadar hem işlevsel, bilgilendirirken, toparlayan hemde enfes yorumu buraya aktarıyorum :wink:

[hr][hr]
karnaval sona erdi

dışarda
toplanıyor fırtına bulutları
tozlu bulvar boyunca ilerledi sessizce
çiçeklerin o hassas boyunlarını uzattığı yerde
böylece sıra ile
yukarıya ulaşıp gökyüzünü öpebiliyorlar

esrarengiz bir arzu tarafından sürüklenirler,
insan gözüyle görülmeyen..
birisi çağrıyor..

elimi tuttuğunu hatırlarım
sirkin şehre geldiği zaman oynamak istediğimiz parkta
bak! buraya

dışarda
sirk toplanıyor
yağmurun süpürdüğü bulvarda sessizce ilerledi
kafile devam etti bağrışmalar sona erene dek
şaşılacak ucubeler şehri terk ediyorlar

esrarengiz bir arzu tarafından sürüklenirler,
insan gözüyle görülmeyen..
karnaval sona erdi..
....
oturduk izledik
ay yeniden yükselirken
ilk sefermişçesine


kapitalizmin teknolojiyle de bütünleşerek genişlemesi başlangıcından bu yana görülmemiş etkilere neden oldu kitlesel bazda. krizleri bir yandan yaratırken,bir yandan 'meydana getirdiği krizlerin kurbanlarının' üstüne basarak yayılmaya devam ediyordu . 1930'lardaki kriz ise biraz(!) daha farklı olacaktı öncekilerden ve literatüre büyük iktisadi bunalım olarak yerleşecekti bu 10 yıllık dönem... kapitalist üretim dramatik bir biçimde düştü,işsizlik oranları tavan yaptı,dünya ticareti-özellikle süper güç amerika'nın içe dönük politikası nedeniyle-( o zamanların başkanı f.d. rooseveltçocuk felcini yenerek başkanlık koltuğuna oturmuştu,hayat hikayesi başlı başına o dönemlerde gereken 'ilham'ı vermeye yetiyordu.. politikacıların bile aklını değil kalbini dinlediği bir dönem söz konusu iken aynı roosevelt 3 dönem birleşik devletler başkanlığını yapan tek adam olacaktı,bununla birlikte emareleri çoktan toz bulutlarını donduran soğuk savaş döneminde de yazgısındaydı başrol...) sekteye uğradı. organizasyonların çizdiği doğrultuda devletçi politikalar ekonomide ön plana çıkarıldı.. fiyatlar ve enflasyon engellenemez şekilde arttı,insanların birikimleri ise ters orantılı olarak git gide azaldı.
(amerika'nın kolonizasyonu 16. yüzyılda avrupa'ya devasa bir altın akışıyla sonuçlanmıştı. devamında enflasyon kavramı ortaya çıkıyordu;sermaye avrupa'da toplanıyordu. değerli metallerlerin taşınması bir külfet haline gelince de ekonomistler akıllı fikirler yürütmeye başladılar. aralarındaki en parlak fikir rezerv sistemi olarak ortaya atıldı beraberinde 'banknot' usulü de ortaya çıkıyordu.. ilk 'gıcır kağıtlar' ellerde dolaşmaya böylece başlıyordu. bu durum, bankalara rezervlerine dolacak altınları da hesaba katarak,sahip olduklarından daha fazla altını,yani banknotu, müşterilerine sunma olanağı sağlıyordu.. insanlar tüm paracıklarını bir anda altına çevirmek istemedikçe herşey tıkırında işleyecekti,işlemeliydi... paranın fakirin içini gıcıklatan; zengine serenat gibi gelen sesini duymamızdan 4 asır sonra, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde hiç beklenmedik bir misafir geldi dengeleri alt üst eden: büyük bunalım. ekonomistler parlak fikirlerini egzersiz ederken bunu hiç de hesaba katmamışlardı - ne de olsa herşey tıkırında işlemeliydi... değil 4 asır,40 asır böyle gitmeliydi..- kapitalizmin global arenadaki hakimiyeti,paranın makinistlerinin çok hoşuna gidiyordu halbuki,ne de olsa daha çok müşteri,daha ucuz işçi,daha kolay 'haksız rekabet' ve tabi ki daha çok 'kazanç'... fakat dediğimiz gibi, bu sefer gelen biraz farklıydı..)
krizin sebebi özellikle fazla üretim ve az tüketim sözcük gruplarının çarpışmasıydı. üzerine patlak veren 2. dünya savaşı özellikle bir zamanlar sermayenin baştacı olan avrupa ekonomisini talan ediyordu. imf( dengeleri sağlamak adına, ülkelerin kendilerine ait olan altın rezerv sistemleri kararlaştırılmış bir döviz kuru ile değiştirildi. tüm para birimleri böylece amerikan dolarına çevrilebilir hale geliyordu,amerikan doları ise altına kolayca çevrilebiliyordu. döviz kuru belli bir seviyede sabitleştirildi ve dengeleri korumak için (bkz: imf)(international monotery fund) kuruldu. oluşum,'milli' merkez bankalarının bu kritik dönemdeki politikalarını yönlendiriyordu.) ve marshall planı raydan çıkan sistemi tekrar düzene sokmak için ortaya atılan çözümlerdi. bankada parası olanlar kayıplarını hafifletmek için bankalara hücüm edince krizin anlamı derinleşti. müşterilerinin parasını iade edemeyen bankalar bir bir iflas bayrağını çekti. akılcı uluslararası çözümler ve fordizm'in teknolojiyi de arkasına alarak getirdiği yeni üretim-tüketim felsefesi kapitalizmin bu sefer bedeli ağır olsa da bir krizi daha aşmasını sağladı.

dünya çapında kaosa sebebiyet veren bu krizin en büyük emaresi,tetikleyicisi amerikan borsasının tepetaklak olmasıydı. iflas eden wall street ve tepetaklak olan tatlı amerikan rüyası dipte kalan tortulardı. takdir edilesidir ki süpergücün çöküşü pek de kelebeğin kanat çırpmasına benzemiyordu. etkileri mikro ve makro arenalarda o kadar seri şekilde görüldü ki,krizin ertesi günü pekin'deki çinli veletin yediği çikolata adedi sayılır olmuştu. rüyaları kabusa dönüşen gerçek amerikan halkı ise (bkz: these are the hands that built america) rasyonellikten iyice uzaklaşmaktaydı. bir at bile (bkz: seabiscuit)- bu güzel yaratık tüm at hikayelerinin kaynağı olarak da ele alınabilir,steinbeck meşhur siyah incisini yaratırken de ondan ilham almıştır.- sınıf çatışmalarının simgesi haline gelmişti,4 ayaklı bir kahramanları vardı artık... ilk atom bombasının yarattığı dehşet; bombanın atıldığı savaşı unutmaya çalışan bir nesli, avrupa'nın göbeğindeki karasal iklimde yeşeren faşist sarmaşıklarla gelen 2. bir savaşı bekler hale de getirmişti. o neslin akıl sağlığını korumak ve olanları unutmak adına çizgi romanlara (bkz: buck rogers), (bkz: captain america)..,spora (bkz: babe ruth),(bkz: cindirella man)..,müziğe ( woddy guthrie dönemin önemli müzisyenlerindendi,faşizmin müziği araç olarak kullandığı o dönemlerde sol eğilimli tavrıyla insanları verilmekte olan zehirden arındırmaya çalışan bir kahraman olarak ortaya çıkmıştı.) ve tabi mucizelere bel bağladığı bir dönemi yansıtıyor carnivale... krizin en sert yıllarından birinde-1934- geçiyor hikaye... büyü,fal,peygamber hikayeleri de o kadar rövaşta ki akıl çoktan gökte irtifasını almış...

cüce samson'ın (bkz: michael j. anderson)-(bkz: twin peaks) dizinin açılışında yaptığı konuşmayı burda aynen vermek istiyorum:

'başlangıçtan önce,cennet ile cehennem arasında gerçekleşen büyük savaştan sonra,tanrı dünyayı yarattı ve insan dediği yetenek sahibi ( akıldan söz eden kim!) maymuna hakimiyet verdi. her nesilde bir ışığın bir de karanlığın mahlukatı doğacaktı. iyilik ve kötülük arasında çok eskiden beri süregelen savaşta kalabalık ordular çarpışacaktı. o zamanlar sihir,asalet ve hayal edilemez bir acımasızlık vardı. ilk atom bombasının trinity'de denenmesine kadar da böyle oldu. bundan sonra insan oğlu sonsuza kadar mucizeyi mantıkla takas etmiş oldu.'

krizin ve savaşların ekonomik/politik sebebi, ilahi bir sebebe çevriliyor,süregelen dengenin kutupları sosyalizm-kapitalizm değil de belyakov(namı değer rus) ile scudder'lar arasındaki iyi-kötü müsabakasına dönüyor. imf'nin birebir yansıması olan first merchant trusk'ın yıkıcılarını görüyoruz pilot bölümde,kapitalizmin kendi temsilcisine yaptıklarına bakın hele... belyakov'un soyu metodist bir peder olarak karşımızda,ilk zamanlar insanı çok ikilemde bırakıyor dizi, 'acaba bu dengede kim nerede?' diye... bir peder eğer kahin/peygamber olacaksa 'şeytan bunun neresinde?' diye.. bir de ben hawkins'in tekinsiz tipi,anti-kahraman halleri bu ikilemleri daha da su yüzüne çıkartıyor.

daniel knauf iyi bir iş çıkarıyor yarım kalsa da; ama aldığı destekler de yadsınamaz.. başta dizinin bazı bölümlerinde yönetmenlik koltuğuna oturan rodrigo garcia geliyor. ( kendileri büyük bunalım dönemini layıkıyla yansıtan önemli eserin (bkz: yüzyıllık yalnızlık) yazarı gabriel garcia marquez'in oğlu olurlar.) babasının yarattığı sihirsel gerçeklik akımının görüldüğü belki de tek ve en kaliteli dizi carnivale. ( ne yazık ki 8 dalda emmy adayı olmuş,izleyici tarafından tutulmuş ve gelecek vaat eden carnivale 2. sezonunda ekranlara veda ediyor,hbo* gibi kablo devlerinin yayın politakalarını anlamak sihiri mantığa oturtmaya çalışmak kadar boş sanırım...) knauf'un hikayesi gazap üzümleri'nin yazıldığı saman kağıtların gözümüze satırlarla beraber soktuğu sarı tonları resmediyor,içine de uzunca bir süre hangi kutupta durduğuna dair soru işaretleri olan 2 kahraman katıyor.. hikayenin genel çerçevesinden öte alt hikayelerde izleyiciyi çeken bir öz var. belli bir süre sonra 'bu esans' kendini öylesine gösteriyor ki şaşılacak ucubeleri (bkz: fabulous freaks) gayet normal şekilde seyre dalıyor insan. fantastik örgü açıldıkça yerini gülücük ve gözyaşıyla süslenmiş bir drama bırakıyor...

fallout,madmax,dune.. ve diğerleri sahnelerin bana anımsattıkları.. kullanılan müzikler geçen yıllarda kalan başka bir bilgisayar oyunu: arcanumu hatırlatıyor. radyolardan ise dönemin umut dağıtan şarkıları fısıldanıyor. peder'in varlığından da olsa gerek hristiyan motifleri de ön plana çıkıyor;ama ölçüsü kaçırılmamış şekilde.. hikayede ilk durak milfay ( carnivale ilerlerken iki farklı tablo çiziliyor: bir yandan lanetli çöl,şeytanlara emanet edilmiş oklahama, öte yandan cennet olduğu sanılan california,meleklerin hak ettiği şehir...) sonrasında babylon,damascus ve aklıma gelmeyen birçok kilt durak var.. managementın(işletmeye giriş dersinde ele alınan tanımından oldukça uzak bir formda..) arzusuyla ordan oraya koşturan kafile bir yandan, bir yandan kaderi kendi eline acımasızca tutuşturulan bir ben hawkins ve vaat edilmiş topraklarda (bkz: promised land) kendi imparatorluğunu kurma sevdasına düşen,diktalaşmış peder justin (bkz: clancy brown) ve onun fanatik kardeşi iris.

prince: ben hawkins

kafile ona annesini gömerken rastlıyor, başlangıçta evini 'paranın makinistlerine' (bkz: first merchant trunk) kaptırmış,annesinin yasını tutan zavallı bir köylü o seyircinin gözünde;ama carnivale'ın kendi kuralları var ( dalavere ile döndürülen bir değirmende bile konan yasalar var, herzaman lazım olan şey denge..) ve samson'ın talimatıyla ona elini uzatıyor jonsey ( tuttuğu eller onun da şifası olacak bir zaman sonra..) ben hawkins'in yolculuğu işte böyle başlıyor.. annesinin ettiği lanetlere boyun eğen bir evlat ben,babası (bkz: henry scudder) terk-i diyar etmiş bir serseri.. ( bunun arkasında scudder'ın lucius belyakov tarafından öldürülme korkusu var. aslında ailesini korumak için kaçıyor namı değer h.s(bu da sosyal seçimlik dersle karıştırılmasın)..) küçük yaşlarda babasının güçleriyle donanmış çocuk annesinin nefretine maruz kalıyor;annesi onu gerek scudder'a olan öfkesinden; gerek özel güçlerini şeytani olarak algılamasından dolayı hiç sevmese de onun içindeki iyilik ne olursa olsun annesine zarar vermesini engelliyor... saygısını, kadın son nefesinde bile nefretini istifrağ(bak!-kusmak) ederken dahi koruyor. annesini her ne kadar şifalı elleriyle iyileştirmek istese de o buna fırsat vermiyor hiçbir zaman...ben sevgiden tamamen yoksun ağır şartlarda yetişse de gözlerinden okunabiliyor taşıdığı sevgi..yetilerini lanet olarak görmeye alıştığı için sihire ve benzeri her türlü şeye karşı bir nefret oluşmuş içinde, kaderini öğrendikçe bu nefreti de atmak zorunda kalıyor. cüce samson'dan teklif geliyor sonra spot ışıkları altında olmasa da: 'ben hawkins şov dünyasında çalışmaya nedersin?' dünün şov dünyasının numaraları ile bugünkünün numaraları hemen hemen aynı, sadece teknolojinin ve daha da kaale alındığı iddia edilen ahlak değerlerinin getirdiği makyaj aralarındaki fark.. adamımız teklifi kabul ediyor isteksiz de olsa.. aslında hiçbirşey tesadüf değil, carnivale alayı o gün, o köylüyle rastlaşmıyor; yüce güçler tarafından götürülüyor oraya...hawkins'i kendi gücünü genç soyuna aktarmak için kullanıyor belyakov(namı değer 'management').. hawkins de rüyalarında sık sık karşılaştığı bu şahsın adını öğreniyor: alexsei. tüm evrenin kaderi ellerindeyken yapması gereken tek şey savaşmak olacak onunla,dibe daha da dibe batırmak olacak...
onu terkeden babasını tekrar bağrına basan,ciğeri beşpara etmez bir evsizin bile canını almaya kıyamayan,kırdığı kemikleri düzeltmeye çalışan hawkins iki yol arasında. onun özünde olan bir ikilem zaten: birşeylerden can alırken birşeylere can vermek... pilot bölümün kapanış sahnesinde iyileştirdiği kızın koşuşunda sararan yeşil hem bize iyiyle kötü arasındaki savaştaki durumu,hem de dünya ekonomisinde süregelen olayı veriyor..

usher/preacher: peder justin(alexsei)

rahip norman onla kardeşi iris'i terk edilmiş olarak bulduğunda o kadar masum bir çocuk ki justin, bu masumiyetini norman gibi bir rahibin yanında büyüyerek önemli bir tanrı adamlığına çeviriyor.. ilk başlarda güçlerini bir lanet olarak gördüğü için kendini cezalandıracak kadar masum justin (bkz: kırbaç) fakat zamanla güçlerini insanlara işledikleri günahları tattırmaya yönelik kullanıyor (bkz: kadının para kusması) zamanla sahip olduğu güç onu tekrar( öncesinde: (bkz: apollonia) ) yoldan çıkarıyor,ortadan kaybolup akıl hastanesine gitiğinde ne yapması gerektiğine karar veriyor. insanlar onun çırpmasıyla denileni yapacak koyunlardan farksızlar artık onun için,alexsei ise radyonun etkisiyle de hergün büyüyen cemaatinin çobanı.. onları vaat edilmiş topraklara sürükleyecek olan kişi... cehennemi toprak üstü edecek olan potansiyel içinde bir yerlerde çıkartması içinse önünde tekbir engel var: ben hawkins. justin aldığı talimat sonrası hack scudder'ı yakalaması için fanatik müridini(günümüzde de başımıza ne geliyorsa onlardan gelmiyor mu zaten?) gönderiyor..kanının göğün mavisini çalıp alevin kırmızısıyla değiştirmesi için...

henry scudder: hs

kazananı olmayan bir savaştan sonra en iyi yaptığı şeyi seçiyor: kaçmak. belyakov'un ailesini incitmesini engellemek için onları yalnız bırakıyor; carnivale'daki işine de bu yüzden son veriyor. kendini bir ucubeye çevirerek kaldığı otele yerleşiyor herkesden gizlenmek için. geçmişten gelen imgelemler sayesinde ben onu buluyor ve çevre için biraz yıkıcı olsa da babasına yüzünü geri veriyor. belyakov'a onu götürüyor gerçek amaçları bilmeden... sonuçta belyakov'un planı işliyor, kaçan scudder kanlı hizmetkar tarafından yakalanıp justin'in sofrasına meze oluyor...

kahin: lucius belyakov(management)

defalarca gidip geliyor insan o karanlığa mı yoksa ışığa mı çalışıyor diye.. perdenin arkasındaki görünmeyen güç wolfram and hart havasını sonuna kadar veriyor.. onun scudder'ın peşinde olduğunu ya da ben hawkins'i himaye altına almaya çalıştığını sanıyoruz ama beklenilenler hiç çıkmıyor o göğe yükselene kadar anlaşılmayan vaziyetler... scudder'ın bıraktığı yerden başına geçiyor carnivale'ın. ilk başlarda, scudder'ın kendisi gibi üç kağıtçı ortağı lodz'la( lodz scudder'dan güçlerinin bir kısmını alırken körlüğü de tadıyor,bu yüzden onu hiç affetmiyor.) işbirliği yapsa da onu bulmak için,daha sonra daha sağlam bir kazık olan samson'la çalışmayı tercih ediyor. tüm amacı ben hawkins'e ne olduğunu göstermek,katı kararlar alabilmesini sağlamak,scudder'ı bulup karanlığı kimin getireceğini öğrenmekten çok;scudder'a saldırıp ben'in kendini öldürmesini sağlamak.. ( ben'in prensliğe terfi etmesi için önce lodz'u sonra da kendini feda ediyor bu avatar.)

samson: the boss

carnivale'ın görünürdeki patronu,kafilenin rotasını yönetimin dili olup buyuran kişi. yıllardır şov dünyasında olmanın getirdiği keskin zekasının yanında dürüstlüğü ve adalet gözeten kararlarıyla tam bir lider profili çiziyor. başlarda ben'e pek güvenmese de zamanla ona da dostum diyebiliyor. ( belyakov'un ölümü hukukları eskiye dayandığı için onu çileden çıkarsa da ben ona gerçeği kendisine yine belyakov tarafından verilen yetisiyle gösteriyor..) eski yönetimin ondan gizli tuttuğu şeylerden,söylediği yalanlardan sıkılan samson için ben'le olan ittifakı daha parlak görünüyor.. samson ve ekibi son savaşa kadar ona yardım ediyorlar..

lodz

gösteri işleriyle oldu olası uğraşan lodz kendisi gibi sahtekarlık kollayan h.s ile tanışıp carnivale'i açmaya karar verir. başlarda herşey yolundadır fakat scudder'ın korkuyla kaçmak istemesi lodz'un ondan yeteneklerinin bir kısmını istemesiyle sonuçlanır. lodz mistik bir görüye sahip olsa da 4 elementi artık göremeyecektir. scudder'ın peşine düşen lodz için aynı amaca sahipmiş gibi görünen belyakov iyi bir ortaktır;ama lodz sadece tasarlanan büyük planda bir toz zerresidir sadece...

peder norman

iris ile justin'i bulup yetiştiren günahsız din erbabı nasıl bir şeyi besleyip,büyüttüğünün farkında değildi.. bunu o şeyle beraber öğrendiğinde artık çok geçti... alexsei'nin de gösterdiği gibi onun en büyük günahı 2 evsiz çocuğu koruyup gözetmek olacaktı..

iris crowe

justin'in fanatik ablası.. başından beri onun gönderilmiş bir lütufolduğunu düşünüyor,kendini sallandıracak kadar onun öğretilerine bağlı, onun yolunu açma derdinde... bu amaçla yetimlerin konakladığı bir bakımevini ateşe verecek;içerisinde çocukların canlı canlı yanmalarına neden olacak kadar gözü körleşmiş. büyük çarpışma yaklaşırken biraz da olsa açıldığını görüyoruz gözlerinin. birşeylerin yolunda gitmediğini anlıyor biraz geç olsa da.

ruthie

scudder'a karşı geçmişten kalmış bir zaafı var yılanlar kraliçesinin. aynı zaaf ben hawkins'de vücut buluyor bu sefer ruthie için. erdemli hawkins ise bunu sömürmüyor.. yılanlar kraliçesi ironik bir şekilde büyük oyunun bir parçasında bir yılanın zehirine teslim ediyor canını..( hawkins seçmeyi öğrendiği noktada onu geri getirene kadar..)

sofie

annesinin (bkz: apollonia) görüsüne asla sahip olmasa da çok güçlü hisleri var genç kızın. ben kafileye ilk katıldığında dahi onun farklı olduğunu hissediyor,o ilk görüşten beri ilgi duyuyor ona. pilot bölümde yiyecek bir şeyler almak için şehre giden sofie'nin başına gelenler kadının sosyal durumunu da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. falcının kendine yararı dokunmazmış derler ya,apollonia kendiyle beraber derin bir nefret beslediği kızını da alevler içine çekerken bu söz gün gibi ortaya çıkıyor. ( apollonia onun yeni varis olduğunu biliyor, tecavüzcüsüne olan öfkesi ve dünyanın geleceğinde kızının oynayacağı kötü rol onu bunu yapmaya itiyor.) yıllar boyu ona derin hisler besleyen jonsey onu alevlerden çıkarıyor..( sonrasında bu ölümüyle sonuçlanacak olsa da..) sofie tüm bağlarından koptuğunda ben'le beraber oluyor,çakan şimşek ve ağlayan(bkz: sebu) yeni bir veliahtın habercisi... sofie buna rağmen artık nefret ettiği yerden uzaklaşmak isterken savaşın tam orta yerine düşüyor,şeytanın eline:justin'in evine.

jonsey

topal cleyton jones samson'ın 'kas işlerini' gören en önemli elamanı. tıpkı samson gibi bir adalet mekanizması ve işleri yürütme şekli var. bir elin parmaklarını geçmeyecek güvenilir adamlardan birisi. uzun süre sofie'ye hayran kaldıktan sonra rita-sue ile kısa ve şehvetli bir beraberliği oluyor,önce aile dağıtan sonrada ailesinden küçük kızını koparan adam pozisyonuna düşüyor. herşeye rağmen carnivele son durağa giderken sağlam kalan tek-tük kazıktan birisi..

kırmızı çadır ve bir aile panaroması

kırmızı çadırda felix'in kızları ve karısı rita-sue first merchant trunk'ın köylüye yaptığını izleyenlere yapıyorlar. kızlarının görsel malzeme olarak kullanılması ya da karısının elaleme peşkeş çekilmesi felix'in umrunda olan şeyler değil. o kendi deyimiyle bunlara katlanacak kadar güçlü. carnivale'ın en doğal ve insansılığa en yakın halleri bu ailenin çevresinde dönüyor: yalan,aldatma,boş hayaller,şehvet,borç,fedakarlık... babil'in lanetli kumlarında kızlarından birini kaybediyor aile ahlaksızlıklarının diyeti olarak ( itaatsızlıklarının da...) baba sürekli insanlara borç takıp sonrada karısını onlara borçlarının karşılığı olarak peşkeş çeken bir pezevenk görüntüsü çiziyor bir şov adamından çok. önce rita-sue'yu jonsey'nin güçlü kollarına kaptırıyor sonra da sevgili küçük kızı libby'i... şerefi iki paralık bir adamın yapacağını yapıp onu aile yemeğine davet edebilecek kadar da küçülebiliyor...( bu nasıl güçse artık..) anne ise kocasının yediği haltları temizlemekle,keskin zekasını ve etkileyici organlarını kullanarak insanları yolmakla meşgul. felix'e içten içe büyük bir nefret duyuyor;ama aile saadeti için işlerin yürümesi gerek,herşeyi sineye çekmeyi göze alıyor..( buna mı güç dersiniz ona mı?) libby ise sorunlu ailenin sorunlu kızı,kardeşini kaybetmesiyle, annesinin babasını aldatmasıyla bardak taşıyor.. kendini değişik cinsel deneyimler yaşayarak ayakta tutmaya çalısıyor: önce sofie'den bir elektrik alıyor sonra da kendini jonsey ile evli buluyor. bu ailenin hikayesi belki de alt hikayeler içinde en aleladesi ama birçok dersi içinde barındırıyor.. herşeyden evvel o kadar olağanüstü şeyin içerisinde, ekonomik krizle ve ürettikleri sorunlarla boğuşan olağan bir amerikan ailesinden başka birşey değiller..

'hepimiz kendi yok oluşumuzun ve kendi kurtuluşumuzun tohumlarını içimizde taşırız..' üstünde sık sık düşünmeye değer bir söz carnivale'den aklımda kalan bir de annemin pilot bölümü izledikten sonraki şu lafı:

'allah aşkına şimdi ne anladın bundan?'

dizi izlemek güzeldir...

yazan:(starcrossed, 30.03.2006 20:13


Last edited by pirpir on 07 Apr 2006 11:57, edited 1 time in total.
   

Darkest
Darkest
User avatar

Joined: 30 Jan 2006 05:11
Posts: 838
Location: Denizli

Post Posted: 13 Jun 2006 21:22 
Top  
Yaz sezonunda Carnivale tekrarı olacak mı?bilgisi olan varsa yazarsa sevinirim.

   

Junior Admin
User avatar

Joined: 30 Jan 2006 04:53
Posts: 4118

Post Posted: 13 Jun 2006 23:16 
Top  
Cnbc-e'nin sayfasında ilk sezon tekrarlanacak mı sorusuna fazla alakasız bir şekilde "Dizinin yeni sezon bölümleri çekilmiyor..." yazmışlar. Acaba sorulan soruyla verilen cevabın ne alakasız olduğunu fark etmediler mi? Yok yok cidden güneş geçti bunların başına bu aralar fazla çılgın hareketlerde bulunuyor kanal, kendine gelmesi lazım kısa zamanda. Ama bana verirler gibi geliyor tekrarları, versinler yani ayıp, Allahtan korksunlar ((:

_________________
Who is John Galt?

   

Moderatör
User avatar

Joined: 30 Jan 2006 05:35
Posts: 491

Post Posted: 14 Jun 2006 09:16 
Top  
cnbc-e'nin verdiği cevap süpermiş yahu...şeye benziyor bu:

-spor yapıyor musunuz?
-evet fenerbahçeyi tutuyorum.

cnbc-eyi tebrik ediyorum burdan. :mad:

_________________
I have stared into the light...and you are all my shadows.

   

Yönetici
User avatar

Joined: 25 Jan 2006 04:18
Posts: 5731
Location: Neverland

Post Posted: 22 May 2007 06:51 
Top  
Sayım Murat t8e, sayın Murat t8e, acilen söz verdiğiniz üzere bu başlığa bekleniyorsunuz. Sayın Mu...

_________________
A storm is coming, Frank says; A storm that will swallow the children and I will deliver them from the kingdom of pain. I will deliver the children back the their doorsteps. And send the monsters back to the underground. I'll send them back to a place where no-one else can see them. Except for me. Because I am Donnie Darko...

Image
I feel something important is happening around me. And it scares me.

   

Üye
Üye

Joined: 01 Jul 2009 17:31
Posts: 141

Post Posted: 23 Jul 2009 22:39 
Top  
dizi güzeldi de çok yavaş ilerliyordu ,sanki konuyu çevirmekde zorlanıyorlarmış gibi geliyordu bana. dizi den bana kalansa Dora Mae nin camdan baktığı sahne.

   
Display posts from previous:  Sort by  
   [ 9 posts ] 

Jump to:  


Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

You cannot post new topics in this forum
You cannot reply to topics in this forum
You cannot edit your posts in this forum
You cannot delete your posts in this forum
You cannot post attachments in this forum

 

Tum zamanlar GMT +2